
23 Haziran 2026 Salı

Ordu’da Cumhur ittifakından MHP. adına Milletvekili seçilen ve Ordu’da adından son günlerde oldukça bahsedilen sayın Şanlıtürk’e benim de bir iki sözüm olacak.
Milletvekili olarak kendi şahsı ile asla hiçbir zaman sorunum olamaz, bu zamana kadar da olmadı. Vekilliğine hep saygı duydum, hatta zaman zaman başarılarını da gündeme getirdim.
Maalesef bu insanlarımız hata veya yanlış yaptıklarında eleştiriyi hiç kabul etmiyorlar.
Hep şakşaklansın, hep alkışlansın, hep övülsün, hep taktire şayan olsun..
Yok öyle bir şey Naci bey, iyi güzel yaparsanız, taktir var, yanlış yaparsanız da eleştiri alacaksınız.
Siyasete seçilen kişiler, seçildikleri koltuklarına oturmadan önce haklarında yapılan eleştiriyi baştan kabul etmiş sayılırlar. (Böyle bir karar basın mahkemeleri varken mahkeme kararı ile de açıkılanmıştı.)
Çünkü, sen Naci Şanlıtürk olarak o MHP. camiasının içersinde yokken, ben bir MHP. İlçe başkanın yeğeni olarak sahalarda ülkücülük oynarken sen daha 10 yaşındaydın. (12 Eylülü iyi hatırlayamazsın)
*** *** ***
Öyle haberin altına yaptırdığın yorumlarla, gönderilen resimlerle, görüştüğün özel kişileri yandaşların tarafından paylaşmakla, tehditvari bir ortam yaratmak istiyorsan yanılıyorsun. O görüşüp de sana akıl veren kişilerin sana doğru yol gösterdiklerinden eminmisin? Onlara ne kadar güveniyorsun!..
Tehditlerden, şantajlardan, kabadayılardan korksaydım, bu meslekte 46 seneme ulaşamazdım.
*** *** ***
Çünkü, kendi şahsını partiyi bırak bir vekil olarak bu Ordu halkı seni seçmiş ve meclise göndermiştir. Bu toplumun seçtiği siyasi kişilere de hangi partiden olursa olsun saygı duyarım. Ancaaakkkk, burada duralım sayın Naci bey.. Sen MHP.’nin değil Ordu halkını temsil eden bir vekilsin. MHP. sadece senin logon’dur, damgandır. Ama sen gerçek bir MHP.’nin yaptığını da yapamıyorsun.
Şahsiyetin, özel hayatın, varlığın, malın, mülkün paran, pulun, zenginliğin işin, kazancın, ödediğin vergin, beni asla hiçbir zaman ilgilendirmez.
Beni sadece o çalıştırdığın ekmek verdiğin emekçi işçilerin ilgilendirir.. Çünkü, en büyük sevap ve hayır buradadır.
Hakkı ile alın teri ila kazanana Allah çok versin diye her zaman dua ederim. Ancak, kötülük ve menfaat, çıkar uğruna yapılanlara da Allah fırsat vermesin sözümü de hiçbir zaman esirgemem.
Sayın Şanlıtürk, Ben her anama sövene BABA diyemem. Beton konusunda yapmış olduğum haberin arkasındayım. Hiçbir zaman yalan yazmadım, iftira atmadım, sizleri de karalamadım.
BU AŞAĞIDAKİ RESMİ YAZIYI DA BEN YAZMADIM..
Haberin kesin bilgilerine de ulaşmadan gündeme getirmedim. Çünkü, ben mesleğimi titizlikle onurumla, gururumla ve şerefimle yapmaya devam ediyorum. Ancak, yanlış yapabilirim. Eğer yanlışım varsa da bunu seve seve düzeltirim.
MHP. Milletvekili Naci Şanlıtürk, hakkında yayınlanan haberlerle ilgili adeta çırpınmaya başladın. Şanlıtürk, sen kendi yandaş medyan ve sosyal medya sayfasından yaptığı paylaşımlarla sahibi olduğu beton santralindeki kusurları bizzat kabul ettiğin halde acaba neden rahatsız oluyorsun..
Diyorum ya, insanlar yanlış ve hata yapabilir.
Açıklamanızda isim vermeden adeta tehdit ediyorsunuz, ortaya konuşuyorsunuz. Herkesin hatasını herkese yüklemeyin, benim yanlışımı başkasına, başkasının yanlışını bana yüklemeyin.
Ulusal basın dahil, birçok haber sitelerinde yayınlanan bu haberler hakkında yaptığınız açıklamalar, ortaya karışık menüsü şeklinde olmuş. İsim verinki, herkes hatasını anlasın.
Yaptığınız açıklamada “İnşaat sahasında ustalar tarafından betona su katılmış olabilir. Beton yerleştirilirken segregasyon (ayrışma) meydana gelmiş olabilir. Beton yeterince sıkıştırılmamış veya doğru şekilde yerleştirilmemiş olabilir. Benzeri birçok sebepten dolayı son dayanım değerlerinde düşüş yaşanabilir.
Ordu’da ilk kez böyle bir olay yaşanmamıştır. Geçmişte farklı firmaların da çeşitli nedenlerle kaldırdığı betonlar olmuştur. Bu tür durumlar sektör içerisinde zaman zaman yaşanabilmektedir.” Açıklamasını kendiniz yapıyorsunuz. Bu açıklama ile betonda meydana gelen hile veya yanlış diyelim bu karışım doğru değilmidir?
*** ***
Haaa .. diyorsunuz ki, yıkılan 5 katlı bina yok, yalan diyorsunuz. İyiki yok, olsaydı, bu bina kullanıma açılsaydı, yarın ufak bir felaket yaşanıp, bina yıkılsaydı, içinde oturanlar, hayatlarını kaybetseydi, sonuç ne olurdu.? 5 katlı değilse bir katlı da olsa haberimizin yalanı, asılsız olması bu mu?
Bu konuda hatamız varsa, iletişim kurarsınız biz de hatamızı düzeltebiliriz.
Ama Naci bey lütfen bizi yalan haber yamakla, iftira atmakla suçlamanız sizlere hiç yakışmıyor. Hoş bir karalama, açıklama da değil.
Hukuk yoluna gitmeniz ile bizlere de korku salıyorsunuz. Tabiiki, en güzel yol hukuk yoludur. Kim suç işlemiş, yanlış yapmış ise cezasını çekmelidir.
Ancak, ben sizleri taktir ettiğim gibi eleştirmek de hakkımdır.
Son olarak diyorumki, beton satamadığınız için Büyük Şehir belediyesini eleştirdiğiniz doğru mu?
Beton sattığınız Altınordu Belediyesi ile yaptığınız işbirliği nedeni ile hiç eleştirmediğiniz ve koruduğunuz doğru mu?.
Kamu oyunun dikkatini çeken ve eleştirdiği en önemli konular olduğu için soruyorum.
Son olarak, ben lüzumsuz münakaşaya karışmak istemiyorum. Gördüğüm bir yolsuzluğu ve haksızlığı şahsen halledemediğim taktirde, duyurmaktan asla çekinmem. (Keza, beğenmediğim bir gidişatı hatır, gönül ve menfaat uğruna asla kabul etmem. Korkak Yazar, kolsuz Hattat gibidir.) Ben katiyen bu duruma düşmem. Unutma ki Ferdi gayret yuvayı, toplu gayret vatanı ayakta tutar.
Kusura bakmayın, her Anama sövene de Baba diyemem..
Saygı ve hürmetlerimle..

Geçtiğimiz günlerde önemli bir haber daha gündeme getirerek, Yeni Mahalle otogar projesini eleştirenlere “DALKAVUKTUR” demiştim. Bunu kabul edenler hala aynı eleştiriyi yapmaya ve mimar Nihat Şen’e saldırmaya devam ediyorlar.
Neden DALKAVUK demiştim? Anı yol üzerinde bir km. ileride, aynı hizada bulunan Ordu adliyesinin bitişiğine yapılan aynı katlı hatta daha çirkin inşaata ses çıkarmayanlar, ORKENT tarafından yapılan Yeni Mahalle projesine neden ateş püskürüyorlar? emiştim.
Çünkü, bu inşaat Keçemen saldırılarına maruz kalmadı.
Çünkü, ineğin sıçtığı yerde ot çok büyür ama, bu otu hiçbir inek yemez..
Bizde Kertenkeleye köylü dili ile (Keçemen) derler. İşte o Keçemnin girmediği delik kalmaz. Girdiği yerde gizlice alacağını alır, alamazsa yakalanınca da kaçmaya delik arar.. İşte bizim iki ayaklı Keçemenler ORKENT yönetim kurulu başkanı imar Nihat Şen’e saldırmaya devam ediyorlar.
Niçin derseniz?
Taaaki, yeni Mahalle projesinin, kentsel dönüşüme açıldığı günden bu yana.
Çünkü neden? Bu proje Büyük Şehir belediyesinin şirketi olan ORKENT’e verildi Nihat Şen’de bu projenin başına getirildi. 5 kişilik yönetim kurulu üyesi var. Başkanları ve sorumlusu da başkan Dr. Mehmet Hilmi Güler.
Yani eleştiriler e tepkiler başkan Güler’e değil de Nihat Şen’e gösterilerek hedef alınıyor..
Nihat ŞEN, tek başına o inşaata çivi çakma yetkisi yoktur. Her şey yönetimin aldığı karardan geçer, buna ihaleler de dahil. İhaleler de EKAP tarafından onaylanmadıktan sonra asla yapılamaz.
Bazı gazeteci kılıklılar, kendilerine gazeteci süsü vererek Nihat Şen’e vur Allah vur gidiyor.
Hep iddia, hep miş, muş, vs. gibi yazı ve paylaşımlarla saldırıya geçiliyor. Delil yok. İşte belge, işte gerçekler böyle diyerek ispatları da yok. Bilen de vuruyor, bilmeyen de, duyan da uyduruyor, duymayan da..
Bakın, Ordu kamuoyu cevap bekliyormuş, ORKENT etrafındaki korkunç iddialar zinciri varmış.. Neden ispatlamıyorsun, neden belge sunamıyorsun.
Ortaya iddia, yalan, palavra iftira atmak değil, gerçek belgelerle konuşmak yürek ister. Konuşamıyorlar, çünkü ispat edecek geçerli belgeleri yok.
Şu ana kadar Nihat Şen’e tek yapılan (Keçemen) gibi sarılarak ısırmaya çalışmak ama, o fırsatı bulamadılar. Çünkü Nihat Şen’de emilecek kan yok, sağılacak meme yok.
PEKİ NİHAT ŞEN NEDEN HEDEFTE?
Esasında burada hedef Nihat Şen değil. OBB. Başkanı . Hilmi Güler, ama başkan Güler’in üzerine gidemiyorlar, çünkü ona diyet borçları var. Nihat Şen’in üzerine gidiliyor ki; “kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit” misali..
Çünkü, Nihat Şen ORKENT adına bunlara hiç kemik atmadı.
Bu çirkin iddialarda bulunanların amacı da Nihat Şen’in görevinden alınması için başlattıkları bir kampanya var.
“Biz Nihat’ı karalarsak, görevinden aldırırsak, yerine gelecek kişi bize reklam, avanta veya bir daire verir” düşünceleri de hakim. Belki de yerine gelecek kişi bile bellidir, bu konuda adamları da hazırdır. “Vurun, siz vurun Nihat giderse, size vaatlerim var” sözlerine karşılık böyle bir hareket olduğunu duydum desem size inanırmısınız?
Zaten inanmayın, ben yalan veya tahmini düşüncelerimi paylaşıyorum. Nihat Şen hedefe oturtuldu. Taa ki, Orkent ihalesinden birilerine ihale vermediği için.
O ihale istedikleri adama verilseydi, bu proje bugün öve öve bitirilmezdi.
Paylaşılanlar, yazılanlar, ciddi değil, sadece bir saldırı olduğu için detaylarını açıklamaya da gerek duymuyorum.
ARKALARINDA KİMLER OLDUĞU BELLİ..
İşte, ORKENT’in üzerine gidilerek Keçemen gibi onu ısırmaya çalışanlar yazılanlara, anlatanlara tepki gösterildiği zaman “Valla ben o işe bakmıyorum, ben ayrıldım, sorumlusu değilim, beni de ilgilendirmiyor” bahanesi ile adeta Ali-Cengiz oyunu oynanıyor.
Çünkü, ben bu olayı çok iyi biliyorum.. Büyük Şehir Belediyesine çevrilen filmlerin benzeri, şimdi ORKENT üzerinden oynanmaya devam ediyor. Artık Büyük Şehir Belediyesi bunları daha ciddiye almıyor da ondan.
DALKAUK sistemi çöktü, şimdi KEÇEMEN uygulamasına geçildi.
NİHAT ŞEN’İ TÜRKİYE SEVİYOR,
ORDU NEDEN SEVMİYOR?
Nihat Şen, Ordu’nun yetiştirdiği, tecrübeli, bilgili dürüst bir kentsel dönüşüm uzmanı mimardır.
Bu şahıs, gerek deprem konularında olsun, gerekse kentsel dönüşüm konularında olsun Türkiye genelinde ihtiyaç duyulan, sevilen ve itibar duyulan uzman biri olarak Ulusal TV. Ve basında her konuda kendisinden bilgi alınan tecrübelerini konuşturan bir kentsel dönüşüm uzmanıdır. Yani Türkiye genelinde sevilen, sayılan biri Ordu halkı tarafından neden istenmiyor, sevilmiyor, neden KEÇEMEN saldırısına uğruyor?
İşte burasını iyi düşünün, iyi hesap edin, KEÇEMEN her girdiği delikte yemeye böcek bulamayınca, başka deliklere saldırır d ondan..
Ha sakın ola ki, sakın bu yazıyı Osman Şahin’e biri yazdırdı, menfaati çıkarı vardır diye kimse düşünmesin.
Benim yazdıklarım yayınlandıktan sonra duyulur, haksızlıklara, yolsuzluklara tahammülümün olmadığını bilenler bilir.
Aleyhte düşünen, yorum yapan da alacak olduğu cevaba yazmadan önce katlanmalıdır.
Sağlık, mutluluk, huzur dolu bir hafta diliyorum.
Kalın sağlıcakla..

Altınordu Belediye başkanı Ulaş Tepe bundan 5 yıl önceki hayallere dalarak “Belde evler yapılsın” diye el kaldıran meclis üyeleri dönem değişince “Yıkılsın” diye el kaldırdı .. diyerek o dönemlerde kendi kaldırdığı ellerin hayalini yaşamaya başladı.
İşte bu konuda Ordu Büyükşehir Belediye Meclisinin Mayıs ayı Meclis oturumunda Akyazı sahilinde yapımı devam eden büfeler üzerinden başlayan tartışma, komik görüntü ve tartışmalara neden oldu. Altınordu Belediye Başkanı Ulaş Tepe ile Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler arasında yaşanan diyaloglar mecliste eski hayallerin yaşanmasına neden oldu.
Bana geçmişi de hatırlattı..
Ulaş efendi, neydi, ne oldu?
Toplantıda konuşan Ulaş Tepe, gündemdeki konuların birbirine karıştırıldığını söylese de buna kendisinin neden olduğunun farkında olamadı.
Ordu Büyük Şehir Belediye meclisinde Akyazı Mahallesi sahilinde tadilatı yapılan büfenin büyük olması gerçekten başta Ulaş Tepe’nin zoruna gitmiş!!..
Tepe meclis oturumunda girdiği polemikte “Ben demin Bitüm (asfalt malzemesi) diyorum, siz savaş diyorsunuz. Meclis üyemiz diyor ki burası 15 metrekare büfe olsun, siz Belde Evler diyorsunuz. Aynı şeyleri konuşmuyoruz sorunumuz o.” diyerek hayallerini tazeledi.
İŞTE KONUŞMALARIN VİDEOSUNU İZLEYİN..
Şimdi o şunu söylemiş, bu şunu söylemiş, burada kocakarı dedikodusu yapmanın bir anlamı yok.
Bu anı bilen de yazıyor, bilmeyen de ..
Ben bizzat meclis oturumunda kendi gözüme gördüm, kulaklarımla dinledim ve kayıtlara da aldım.
Meclis oturumunda çizgiden sapmaya çalışan CHP. gurubu meclis üyeleri, Ordu’nun sanki hiçbir sorunu yokmuş, eksikleri bitmiş, her şey tamammış gibi tutmuşlar efendim sahildeki büfeler yıkılarak neden 15 M2’den büyük yapılıyor.?
Meseleye bakarmısınız?
Devam ediyoruz ve bakıyoruz, Ulaş efendi, “Mavna çok güzel oldu, destekliyoruz” diyor.
“Ama Mavna’nın yan tarafına, 15 metrekare büfe olsun. Onun dışında eğer orayı büyütüp 2 tane, 3 tane ayrı ayrı büfe yerine kafe yaparsanız olmaz diyoruz.” diyor..
Evet olmaz ama neden olmaz, Ordu’ya yakıştıramadınız mı?
Sonunda konular Maden aramalarına kadar gitti.. İşte en önemli sorun bu.
Ordu halkının sorunu da bugünlerde maden meselesi.
CHP.’li üyelerin umurunda değil.
Onlar sahile vatandaşlara hizmet için yapılan 15 M2.’lik büfenin peşine düşmüşler..
Peki bu söz konusu büfeler, küçük 15 M2 olsa mı daha güzel hizmet verir, 50 veya 150 M2. mi olsa güzel hizmet verir.
Sizce Ordu halkına veya o sahilde gezen vatandaşlara hangisi daha iyi yakışır?
Bu tartışmaların odağında Ulaş Tepe şöyle diyor. “Bir dakika aynı şeyi anlatıyorum. Herhangi bir şey var mı? Şu anda takip ediyoruz olayı. Ben size bir şey söyleyeyim; ateş menziline gelmeden ateş etmeyeceğiz.”
Bunu Mayıs 2026 meclis oturumunda Ordu Büyük Şehir Belediye başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’e söylüyor.
Bir de geçmişe dönelim..
Ulaş efendi Gülyalı Belediye başkanı iken, yine aynı mecliste başkan Hilmi Güler’den söz isteyerek, anlatacağı konuya girmeden önce şöyle demişti.:
“Başkanım beni bir Belediye başkanı veya bir meclis üyesi olarak dinlemeyin, beni bir evladınız olarak dinlemenizi istiyorum” diyerek söz istemişti..
Derdini de anlatmıştı..
Ne kadar hoşuma gitmişti.
Ne kadar efendi ve saygılı bir siyasetçi, inşallah geleceği iyi olur diye düşünmüştüm.
Ordu’ya güzel hizmetler yapar diye o konuda köşe yazımı dahi yazmıştım.
Hatırladığım kadarı ile o günden bu yana bir 5 yıl geçmiş olsa gerek.
Ulaş Tepe, Altınordu Belediye başkanlığını kazandı.
Şimdi ona bol gelen Ordu’ya dar gelmeye başladı.
Sahildeki tadilat gören Büfe neden 150 M2 oluyor, 15 metre kare yetmiyor mu?
Biz de anlamadık Ordu halkı da şaşırdı?
Ulaş başkanı 15 M2. sıkıyor, 150 M2 bol geliyor.
Yani Ordu halkına böyle küçük, basit ve değersiz büfeler yakıştırıyor, daha iyisini layık görmüyor..
İnşallah bir gün ortası bulunur..
Kalın sağlıcakla..
Bilindiği gibi Ordu’da 20 Ağustos 2025 günü yaşanan talihsiz bir olayda Ordu barosu avukatlarından Emre Tomakin’in çantasına bomba patlamış, Av. Tomakin yaralanmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Herkes bu soruşturmanın akıbetini merak ediyor ve soruyor?
Sayın valim, şimdi bu konuyu durup dururken neden gündeme getirdiniz diye düşünebilirsiniz. İnanın tek amacım ve gayem, yarın sizin de arkanızdan konuşup kötü ve aleyhte söz söyleyip laf edilip yorumlar yapılmasını istemiyoruz.
Sayın valim; sizden önceki vali Tuncay Sonel’in başına gelenleri duyduk ve biliyoruz. Bilen de bilmeyen de bu adamı yargısız infaz etmeye kalktılar.
Vali Sonel’e canım cicim diyenler, yağ çeken yalakalar, yüzüne konuşamayanlar şimdi arkasından bülbül kesildiler. Kabadayı oldular, dürüst ve doğru insan oldular. Vali Sonel’i yerden yere vurmaya hala da devam ediyorlar.
Adam şimdi kalkmış, vali benden rüşvet istedi diyor. Peki neden o zaman konuşmadın. Valinin hatası varsa o zaman konuşacaktın, söyleyecektin, korkunun da ecele faydası olmadığını bilmeniz gerekir.
Haa, dersiniz ki, biz arkadan konuşmaya alıştık, bu da uyuz ruhluların marifetidir.
Vay efendim, vali benden rüşvet istemişti, şunu yapmıştı, bunu yapmıştı, oğlu da silah atmıştı, kavga etmişti, vs. gibi olaylar yaşanmış ise onu o valinin olduğu dönemde söylemeyip de şimdi arkasından konuşanlar insanlıktan nasibini almamış olanlardır.
Bakın ben valimiz Muammer Erol,şu an Ordu görevinde iken ona açık ve net olarak soruyorum ve yazıyorum. Çünkü arkadan konuşup, yazıp, dedikod yapmayı hiç sevmem.
Konuşmaktan da korkmam..
Şimdi bu konunun da detayına girmek istemiyorum.
Vali Tuncay Sonel Ordu’da yaptığı görev sırasında, onu övmeyen, sevmeyen, taktir etmeyen ve hatta tabiri caiz ise ona yalakalık yapmayan yok gibiydi.
O zaman Kolbastı oynayanlar, şimdi Horon oynamaya başladılar..
Bu adam Ordu’dan giderken ağlamayan da kalmamıştı.
Ne oldu da şimdi bu adamı yerden yere vurmaya kalktınız.?
Suç işleyen de cezasını çekmelidir.
Gülistan Doku olayı hakkında ne kadar bilginiz var?
Ancak, ne varki son günlerde gündeme gelen bir ölüm olayı ve oğlu ile korumaların yaptıkları artık dillere destan oldu.
Asla, ne vali Tuncay Sonel, ne de oğlu ve suça karışan diğer şüphelileri suçlu veya suçsuzdur demiyorum. Bu konudaki kararı adli makamlar verecektir.
Çünkü, bende hapis yattım, iftiraya uğradım, yalanla suçlandım, işlemediğim bir suçtan dolayı cezaevinde yattığım için iftiranın ve suçsuz olarak cezaevinde yatmanın ne olduğunu iyi bilirim.
İşte suçunuz yoksa, o hapishanede ne geceniz sabah olur, ne de gündüzünüz akşam olur.
Sizlere esas hatırlatmak istediğim şudur;
Başta Ordu basını ve Ordu halkı vali Sonel’i adeta yargısız infazla ağır ithamlarla, sanki ellerinde kesin bilgi, belge ve delil varmış gibi aleyhte yazılıp çizilenler ne insanlığa yakışır, ne de meslek ilkelerine.
Bırakın gerçek emekçi gazetecileri, sosyal medya şarlatanları açtıkları korsan sayfalarda yaptıkları paylaşımları sanki kendileri görmüş, tanık olmuş gibi gazeteci havalarına giriyorlar.
Yazılan çizilen de hep ordan buradan kopyala-yapıştır, iş olsun torba dolsun misali..
İşte o gün o valinin yanında olanlar, çayını, suyunu içenler, henüz ortada kesin bir sonuç yokken, adamın arkasından ne söyleceklerini bilemiyorlar,
Sanki, vur abalıya, düşen düşmüş, bir tekme de sen vur misali.
1* Bombayı Avukatın bürosuna kim veya kimler koydu?
2*Av. Tomakin adına yazılı paketi bakmadan, incelemeden hiç şüphe etmeden çantasına neden koydu?
3*Bombanın patlaması sonucu yaşanan olayda yaralanan Avukat hakkında alınan ifadeler mahkeme yasağı olmadığı halde neden bir basın açıklaması yapılarak kamu oyu aydınlatılmıyor? Yoksa olayın arkasında güçlü kişiler mi var?
4*Olayla ilgili bir kişinin tutuklandığı söylemleri doğru muydu?
5*Soruşturma ve inceleme savcılık ifadeleri kamu oyu ile neden paylaşılmıyor.
6*Olay sonrası Ordu barosu yaptığı açıklamasında “Baromuz üyesi Av. Muhammet Emre TOMAKİN’in yaşadığı elim olay sonrası genel sağlık durumunu ve süreci titizlikle takip ediyor, meslektaşımıza acil şifalar diliyoruz. “ açıklaması yaptığı halde sonuç hakkında neden açıklama yapılmıyor?
Ordu barosu bu konuda halen neden sessiz ve suskun?
Bu süreci takip etmekten Avukatlar da mı vazgeçti?
Sayın valim Muammer Erol;
Bu bomba olayı şu anda sizin zamanınızda bir açıklama yapılarak kamu oyunun sorularına cevap verilmezse, yarın sizin Ordu’dan ayrılıp gittiğinizda bu olay aydınlatılır, tüm gerçekler ortaya çıkarsa bu millet sizi de suçlayarak arkanızdan konuşur ve yargısız infaz yaparlar.
Efendim, vali bey olayı kamu oyundan gizledi vs. gibi karalama kampanyası yaparlar.
Temennim ve önerim yarın böyle bir töhmet altında kalacağınıza, arkanızdan laf söyletmeye izin vermeyerek bugünden olayla ilgili gerekli ve gerçek açıklamalar yapılırsa hem siz töhmet altında kalmaz, hemde olayla ilgisi olanlar ve kamu oyu da şaibe ve şüpheleri de ortadan kalkmış olacaktır.
Giderken de Ordu’dan alnınızın akı ile gitmiş olursunuz.
Ordu Emniyet Müdürlüğü ekipleri o tarihte olayla ilgili yaptığı çalışmalar sırasında, paketin ofise kimler tarafından getirildiği ve olayın detayları konusunda çok yönlü bir araştırma yaparak, failinin bulunması için çalışmalar yaptığını da açıklamıştık..Fakat, henüz bir sonuç çıkmadı..
Olayın ardından o tarihte aşağıdaki açıklamayı yapan Ordu barosu, neden sessizliğini koruduğu da merak ediliyor.
Hatta “Gazetecilik faaliyeti suç değildir” diye açıklama yapan Türkiye’de 81 ilin baro başkanları gazeteci Fatih Altaylı’nın tutuklanmasına dahi ortak bir tepki göstermişlerdi.
Fakat, meslektaşlarının yaşadığı bu şüpheli olay hakkında neden seslerinin çıkmadığı ve sözlerinde durmadıkları da merak ediliyor.
Şayet unuttunuzsa, hatırlatalım istedim..

O Polis, bu Polis teşkilat kurulalı, 181 yıl olmuş..
Bütün teşkilatın Polis haftasını kutluyorum, görevi başında şehit olan, ahrete intikal eden, bütün Polislerimize Allahtan rahmet diliyor, mekanlarını cennet olsun, ruhları şad olsun diyorum..
*** *** ***
Hep merak edersiniz değimli? Polis altında araba geziyor, belinde silahı ile hava atıyor, veya bir suçluyu arıyor, Polis nöbet tutuyor, Polis izinli, Polis görevli..
İşte o Polis..
Ne kadar izinli, ne kadar görevli..?
Polis izinli olsa da 24 saat görevlidir.
Çünkü, Polis olası bir olağanüstü durum karşısında her an uykusundan uyandırılır, yatağından kaldırılır, ve acilen göreve çağrılır. Ortada ne izin kalır, ne istirahat!.. O senin gibi eşi, çocukları ve ana-babası ile dahi ilgilenemez.
İşte o Polis koşarak görevinin başına gitmek zorundadır. Buna bir fiil 20 sene de katlanmak zorundadır, aksi halde ayrılıp, emekli olma şansı da yoktur.
Artık gittiği acil görev de sonu nasıl biteceği de belli değildir. Olay mı olacak, çatışma mı çıkacak, yaralanıp gazi mi olacak, yoksa şehit mi?
*** *** ***
İşte o Polis..
Görevde bulunduğu sırada amiri arar, 7443… 4518…7441…vs. gibi kodlarla anons edilir, 5454.. merkezden arar, kaza olayı bildirir..
İşte o Polis..
Asayişle ilgili olay yerine gider, şikayetçi kişi “Ben şikayetimden vazgeçiyorum” efendim, “Kocam beni eve almadı” Memur bey, ”Üst kattaki komşu beni rahatsız ediyor” Polis amirini arar, “Kişi çok alkollü efendim, ambulans çağırdık, hastaneye gönderiyoruz” veya başka bir olayda ise, “vatandaş kaybolmuş, evine bırakıyoruz” vs. gibi ihbar olaylarına koşan Polis, İşte o Polis.
Bu arada en çok ihbarlardan biri de 154 ekibine gelen 455 ihbarları, yani araç park şikayetleri. Kişiye düşmanlığın varsa, garezin kinin varsa adamın park ettiği yeri ihbar edip ceza kestiriyorsun. Halbuki araç nizami vaye kimseye zararı yok ama, nizami olmayan otopark işletmecileri de bu ihbarın başında yer alıyor. Şahıs caddeye park etmersin, otoparka gelsin, biraz parasını alalım.. Niyuet kötü olunca, O polis de meşgul ediliyor..
Bu konuda otopark sıkıntılarını zaman zaman zaten dile getiriyorum ve getirmeye de devam edeceğim. Gerçekten Ordu için bu çok önemli bir sorun oldu..
Yani, yardıma koşma işi çok güzel de yalan, yanlış ihbarlara ne diyeceksiniz?
Hatta, günlük yapılan ihbarların bir çoğu ya asılsız çıkıyor, veya kişi Polis gelince “Ben şikayetçi değilim”, veya karşısındaki kişiye kasıt olarak intikam almak için Polis çağırıyor.. Yetmedi, efendim, “Kocam evden, gitti, intihar edeceğim diye mesaj atmış” ekip anons ediyor, kişi aranmaya başlanıyor. Bize ne ederse etsin, diyemeyiz.. Kişi aracını vatandaşın kapısı önüne park etmiş, Polise ihbar ediliyor. Buna da mı ceza yaptırım yok.? İhbarlar öylesine geliyor ki, Polisin başka işi yokmu, bunlarla mı ilgileniyor? diye isyan bile edersiniz.
İşte o Polis..
Görevi hiç de kolay değil. 20 yılı böyle geçecektir. Peki bu yalan ihbarda bulunanlara, kasıtlı Polis çağıranlara, Polisi arayıp da kaçan veya, “Ben şikayetimden vazgeçtim” telefonlara bakmayan ihbarcılara yönelik bir yaptırım uygulanamaz mı?
İşte o Polis senin babanın oğlu değil, sen o Polisi kendi kafana göre meşgul etmek veya çağırarak, vazgeçme, kaçma veya uzlaşma şansın olmamalı. Mutlaka o yalanın, o barışın ve caymanın cezai bir bedeli olmalıdır.
Çünkü, o Polis senin ihbarın için koşarak geliyor, caddelerde zor anlar yaşıyor, araç mazot yakıyor, Polisi bir başka görevinden, acil gitmesi gereken ihbarlardan alıkoyuyor ve kafana göre de kullanmış oluyorsun..
Bu konuda mutlaka gerekli bir yasa çıkarılmalıdır.
Biliyorum, bir çoğunuz da Polisleri sevmezsiniz, ama kıçınız sıkıştığında, dayak yediğinizde “aman Polis nerde, polis çağırın” diye de avuç açar yalvarırsın.
İşte o Polis …
Bugün mübarek Cuma günü sen Camiye Cuma namazına gittin, Polis Caminin kapısında seni bekliyor..
Bundan daha ötesini de söylemek istemiyorum..
Gününüz, haftanız kutlu olsun..
Allah kolaylık versin..
Siz bu vatandaşı, bu memleketi korurken, Yüce mevlam da sizleri korusun..
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.